İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü Kitap Özeti

İslam Toplumunun  Ekonomik Strüktürü

Kitap Özeti

Batı iktisat yapısını ve kavramlarını temel alan bazı düşünür ve yazarlar, kendi iktisadi öğreti eğilimine ve İslam hakkındaki hükmüne göre İslam iktisat yapısını liberal veya sosyalist bir yapı gibi görmüş ve göstermişlerdir. Marksist bir derginin koleksiyonu karıştırılınca, çok kısa bir zaman farkıyla, İslam’ın hem sosyalizmin bir müjdecisi olarak selamlandığını, hem de İslam ülkelerini kapitalizme peşkeş çekmiş bir dünya görüşü olarak itham edildiğini kolaylıkla görebilirsiniz. Bütün bunlardan çıkan bir sonuç vardır ve bütün bunların bağlanacağı bir kaynak vardır. İslam üzerine yazan bütün bu kişiler İslam’ı bağımsız bir hayat ve düzen olarak ele almamışlar, kendi görüş alternatiflerinin veya karşı alternatiflerin bir derivasyonu şeklinde görmüşlerdir.  İslam’a doğrudan doğruya bakmamışlar ve değerlendirmeye çalışmışlardır. Halbuki İslam batı medeniyetinden ayrı bir medeniyet olarak alınmadıkça gerçeğine varılamayacak bir realitedir. Kavramları, tanımları ve deneyleri yine kendinden çıkarabilir. Batılı ve komünist iktisatçı ve yazarlar, İslam’ın kendine özgürlüğünü bilerek veya bilmeyerek hesaba katmıyorlar ve İslam müesseselerini kendi düşünce yapılarına göre; kapitalist-liberal, sosyalist-marksist şemalarla adlandırıyor ve renklendiriyorlar maddi yapı dışında asla iç yapıya bakmıyorlar. Örnek olarak; Afrika’daki primitiflikten kurtulmaya çalışan toplumların iktisat yapısıyla İslam ülkelerinin iktisat yapılarını aynı kategoride düşünüyor ce bunların hepsine birden “geri kalmış ülkeler ekonomisi”, “az gelişmiş ülkeler ekonomisi”, “gelişmekte olan ülkeler ekonomisi” gibi farkları bir nezaket farkı olmaktan öteye geçmeyen isimler vermektedirler. Halbuki İslam ülkelerinin ekonomik yapısıyla, yeni medeniyet planına çıkan ırk ve ülkelerin iktisat yapıları arasında tam bir mahiyet farkı vardır. İslam ekonomisi bugün çok geride de olsa batı ekonomisiyle yarışmaktadır, öbür ülkeler ise sadece batının peşinden gitmektedir. Ancak İslam’ın kendine öz deneyinde batının da faydalanacağı zengin bir verimlilik vardır. Batı ekonomisi bir gün yıkımın eşiğine geldiğinde yardım alacağı tek kaynak İslam ekonomisi olacaktır. Ahlakın ve dinin ekonomiyle ilişkisini bir ölçüye bağlamamış olan ve birçok önemli buhranların ve kapitalizm-komünizm ikilisinin kaynağı bu noktada bulunan Batının gözü önünde İslam prensipleri kurtarıcı olarak durmaktadır da gururları bu kaynağa bakmalarına engel koyar. İslam her yerde kendine has bir perspektif getirmiştir. İslam’ın her cephesinde olduğu gibi iktisat görüşünün aranmasında da birinci prensip onun İslam dışı sistemlerden farklılığını kabul etmekse, ikinci prensip de İslam’ın bu cephesinin öbür cephelerden yani; inanç, ibadet, ahlak, hukuk, sosyal hayat ve genel dünya görüşü cephelerinden ayrı ele alınamayacağı, daha doğrusu onlar göz önünde tutulmadan söz konusu olamayacağı prensibidir. İçtimai ahlakın oldukça zayıflamasına rağmen patronun tam ezici olmaması, işçinin öçten kıvranan batı proleterleri gibi davranmaması, tefeciliğin kasıp kavurur bir durumda olmaması gibi durumlar da batı toplumuna göre İslam’ın mutlu zamanlarındaki ekonomik yapı gibi tamamen spesifik bir karakter gösterir. İslam her çağda her türlü gelişmiştir. Prensipler, ağacı içinde bulunduran tohum gibi İslam ekonomi doktrinlerini, sistemlerini ve yapılarını içinde bulundurmaktadır. Ekonomik prensipler, öğretiler uygulanışıyla tam bir ahenk içindedir. İslam ekonomisinin çöküşü ve yoksulluğun gelişi hiçbir zaman içten ve sistem gereği olmamış, hep dışarıdan gelen saldırılar sonucunda oluşmuştur.

Kapitalizm; temelde insana değil ekonomik gelişmeye, eşyaya bakar. Kapitalizmin bütün gücü ve isteği istihsal çevresinde toplanır. İstihsal artışı istihlakin artışına sıkı sıkıya bağlıdır. Bağlı olmazsa bu düzen parasızlık ve alıcısızlık yüzünden çöküntüye uğrar.

Komünizm başlangıç olarak istihlak probleminden doğuyor. Kapitalizmin sebep olduğu dağıtım eşitsizliğinin “istihlak yetersizliği”ne yol açmasına bir tepki olarak doğuyor. Yani teoride bütün dikkat ekonominin ‘istihlak’ kesiminde toplanmıştır.

Kapitalizmde istihsalle istihlak birbirini azdırarak ekonomiyi hızla buhranlar çevresinde döndürürken, komünist ekonomilerde istihsalle istihlak arasında bulunması gereken asgari bağ da kopuyor bu iki sistem gittikçe birbirinden uzaklaşıyor hatta birbirine düşman iki ekonomik sistem oluyorlar.

Birinde mutluluk, bütün toplum için geleceğe ertelenir diğerinde ise fert için mutluluk geleceğe ve rastlantıya bağlanır. İslam toplumunda, istihlakle istihsal kesimleri ne kapitalist düzendeki gibi birbirinin adeta fonksiyonudur ne de komünist düzendeki gibi birbirinden bıçak kesimi ayrılmış ve kopmuştur. İkisi arasındaki dengeyi muazzam bir oranla ve sürekli olarak korur. Tabii bu dengenin sağlanması sırf ekonomik sistemin sonucu değildir. İslam, insanı ekonomiye değil, ekonomiyi insana bağlamıştır. İlimde bir kolaylık olsun diye yapılan ayırma birkaç ana faktöre bağlanmanın gerçeklikte bulunmadığını öbür sistemler ve öğretiler unutuyor ama İslam unutmuyor. Diğerlerinin tersine İslam diri olan hayatı diri müesseselerle kaostan kozmos haline getiriyor.

Zekât bir bakıma bir din kurumu bir bakıma ekonomi kurumu bir bakıma da sosyal bir kurumdur. İlk bakışta tamamen mali bir yasak olarak görülen faiz yasağının, borçlunun evinin gölgesinden bile faydalanmamaya kadar varan bir takvaya uzanışı vardır. İslam ne hayat düşmanı din ve felsefeler gibi hayatı, ekonomik düzeni, istihsal ve istihlak planlarını felce uğratır ne de materyalist öğreti ve dünya görüşleri gibi, ekonomik eşya ve makine durumuna indirir. Hayatı sıkıştıran, bölen, parçalayan, boğan bir sistem getirmez. Hayata düzen, yön ve anlam veren bir ruh ve planla gelir.

Kapitalizme göre mülkiyet, mutlak anlamda tek kişiye aittir. Her kişi malı elde ettikten sonra başkasının gölgesini bile ondan uzak tutmak ister. Komünizmde değil topluma tek bir insana bile güven yoktur. Ona hiçbir eşya (mal) bırakılamaz. Komünizm diliyle mülkiyeti reddederken, kalbiyle mülkiyeti o kadar yüceltiyor ki tek insanı ona layık ve ona sahip olmaya ehil görmüyor. Biri insanın öbürü eşyanın tanrılaştırılmasından doğan bu iki ekonomik düzenin insan mutluluğunu sağlamasına elbette imkân yoktur. İslam eşyanın da insanın da yaratıcısı olan Allah’ı asla unutmaz. Mutlak anlamda eşya da insan da O’na aittir. Her oluş ilahi bir düzen, bir hukuk içinde akar. Ona uymayanlar bu dünyada da öbür dünyada da cezalandırılacaktır. Dünya büsbütün kapkaranlık değildir. İnsanda bir parça karanlık vardır ama içine ışık, önüne de koca bir meşale konmuştur. Yol, gösterilmiş ve aydınlatılmıştır.  Aslında sonuç olarak; bu iki düzende, toplum da tek kişi de bir mutsuzluğa sürüklenmiş oluyor çünkü ferdi feda edilmiş toplumun toplumu hesaba katmamış ferdin mutlu olmasına imkân yoktur. Müslümanın mülkiyet hakkı kapitalistin mülkiyet hakkından apayrı bir anlam taşır. Müslüman, bu hakka sahip olmakla elinin altında bulunan mülkü, herkesten daha çok Allah’ın buyruğu yönünde idare etmek ve kullanmak, manevi faydasını maddi faydasından üstün tutmak, her tasarrufunda Allah korkusunu taşımak şartları içinde kendisini bilir. Bu din, padişahların kefenlerini daha sağlıklarında bir mızrağın ucuna takılı olarak dolaştırtan ve dellalara: “Ey müslümanlar, görün ve duyun! Bu kefen, cihanın padişahınındır. O da toprak olup gidecek ve bu dünya ona da kalmayacaktır. Hareketlerinizde ona göre davranın, ölümü ve hesabı unutmayın!” dedirtendir. Çalışma ve emek kutsaldır. Bu çalışmayladır ki insan, Allah’ın halifeliğini yerine getirecektir. İslam, kişinin özel çalışma, mülkiyet ve miras haklarını tanısa da bu haklar, liberal-kapitalist bir ekonomide olduğu gibi sınırsız değildir. Allah ticareti helal, faizi haram kılmıştır. Kapitalizm ise hem faizi hem ticareti helal kılmıştır. Sosyalizm ise hem ticareti hem faizi yasaklamıştır. Ticareti helal sayarak sosyalizmden faizi haram sayarak kapitalizmden ayrılır. Biri insan tabiatını görmezlikten gelen, öbürüyse insan tabiatına kontrol ve sınır koymayan bu iki aşırı ekonomik sisteme karşılık, insanın köklü içgüdülerine bir ölçü içinde alan açan bir sistem getirmiştir İslam.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turfanda mı yoksa Turfa mı?